6 Ocak 2008 Pazar

Yolculuk-4


Anlatıldı.,
adalı köylüler
doğunca çocukları
şarap bırakırlar
el yüz yıkadıkları,
bereketine dualarını sundukları
toprağın karnına.
Ve doğurdukları karılarının
kömür gözlü,sırma saçlı,
kül yapılı sabunlarla
yundukları,
hasretle gözlerine bakıp
gözlerine şefkat bıraktıkları;
zamanı gelince kanatlanıp uçmanın,
yarıp karnını
kızıl kanını doyunca içmelidirler
toprağın.


Onlar da içerler
yine gebe korlar onu.
Toprak bir nesilden ötekine
sancısız,sakin
sessiz
doğurur
doğurur böylelikle fasılasız
ve fasılasız
adanın Rum köylülülerinden yana
barışık değildir
Türk köylülüler.
Konuşup kaynaşarak,
oturup bakışarak
sinsi kötü
bedbaht binyıllık kavga
sürer gider aralarında.


Ne o
ne de öbürü
yenen değildir
bu kavgada.,
her iki tarafta
müthiş mağluptur
aslında...


Ayışığı
jandarmanın süngüsünde parlıyor,
ayışığı.,
güvenli
sıcak.
Karakolda
mapushane nöbeti tutuyor
jandarma,
kendi mahpusluğunu beklemek
zordur insana.


Ayışığı.. Altında
künar kokulu,
kimsesiz
kozalak çıtırtıları dışında
sessiz patika,
patikanın sonunda
sarı sıcak samanlık.,
ürküntü ve ürpertilerle
maya katılmış süt tadında
terden sırılsıklam ıslanarak
bitiyor nöbet.
Rum kızı Meri
jandarma Kemal'in koynundan
çıkıp,
köylü Kemal'in
kasıklarında derin sızılar
bırakarak
dalıp gidiyor
karanlığa..


Ne o
ne de öbürü
yenen değildir
bu kavgada.,
her iki tarafta
müthiş mağluptur
aslında...

Hiç yorum yok: