24 Kasım 2008 Pazartesi
Yan Oda..
Sen yan odada
ben kapında,
çalmaya demir kapını
yüzüm yoktur.
Sen yan odada
üşürüm be yarenim,
soğuk olur
güzden kalanı
gözyaşlarının.
Sen yan odada
ağlamak;
mevsiminde değilse
hicri figandır
yazan müjganında.
Sen yan odada,
sineme demiyle
eşlik etse
ne çıkardı ki
yüreğin.
Sen yan odada
düşler düşüncelerde,
çalınır demir kapı
cesaret yoktur
çalanlar arasında.
Sen yan odada
el atsam
iki kulaç,
soluğu derimde
eşkin bırakılan
saçların.
Sen yan odada,
demir kapı ve ben
ne çalınırız
ne açılırız
ne de ilişebiliriz
yanıbaşına.
Sen yan odada,
sevmekte durduğun
karakışım boranım
tozkoparanım.
Geçmez sandığın
günler geçti,
bitmez sandığın
yollar bitti
biz olduk
terki diyarı aşkın.
Sen yan odada,
ne zemheride yakılan
ne cehennem külünde sönen
bihteri ömrün.,
yan odada;
rivayet ki
duyulmaz görülmez ve bilinmez
hakikati durur
senelerdir,
ne deli
sevdiklerimin...
10 Ağustos 2008 Pazar
Anlamıştı...
Oturduk karşılıklı,
baktı bir müddet
gözlerime.,
gözleri erinç buğusu..
baktım bir müddet
ellerine,
konuşmaya başladı
uzak öyküler
anlatır sesi..
Tatlı
kekik kokusu
doluverdi ciğerlerime,
azdan çiseler yağmur
ve
sıraya girer bulutlar..
Evlendiğini öğrendim,
bana sevdasından
önce
tanıdığı bir delikanlıyla;
iri yapılı esmer
neşeli,
canciğer arkadaş
eğlenceli.,
tanırsın aslın da
dedi
lakin çıkaramadım..
bayağı gezmişler birlikte,
anlatmış
aramızda olup biteni
sanki iki değilde
üç kişi oluyormuş
hep
yanyana gelişleri.,
velhasıl amacı
unutmakmış beni,
unutmuş mu
bilinemez.,
tek canını sıkan;
bunca zaman ona
haksızlık etmesi imiş
vefası yüzünden..
Tatlı
kekik kokusu
doluverdi ciğerlerime,
azdan çiseler yağmur
ve
sıraya girer bulutlar..
Bir de
adını zikretmeyeyim
sırdaşından bahsetti,
insan değil altıncı his.,
ne zaman nemlense
göz pınarları,
o nun elleriymiş
yanaklarını silen..
yani ben ağladıkça
gözlerinde
yani
gözyaşlarım süzüldükçe
yanaklarından
ve
yüreğinde esince
yaz sıcağı
ki
ben oluyorum
o çoğu zaman.,
ya esmer delikanlı
ya o hızır çocuk
olurmuş bahar yeli
saçlarında gezinen.,
böylece ferahlarmış
azıcık
azıcık unutur gibi imiş
acılarını.,
benim acılarımı..
Tatlı
kekik kokusu
doluverdi ciğerlerime,
azdan çiseler yağmur
ve
sıraya girer bulutlar..
O an anladım beni
ne kadar çok
sevdiğini,
yalım düşünce
toprağa
neden unufak olurmuş
ardından
kum fırtınalarıyla
dökermiş kendini
sulara toprak,
böylelikle çıkarmış
toprak olmaktan..
o an anladım beni
ne de sevdiğini,
demek bir kadın da
sevince
yani
aşk varsa ortalıkta,
atarmış kendini
yabancı yüreklere,
böylelikle çıkarmış aşk
aşk olmaktan..
Tatlı
kekik kokusu
doluverdi ciğerlerime,
azdan çiseler yağmur
ve
sıraya girer bulutlar..
Utandım,
başımı eğdim.,
bir erkeğin yarasını
iki erkek onarırmış
kadınların kalbinde..
ya
benim yüreğim,
avare yüreğim
diyemedim.,
susmasını rica ettim
yakarıp gözlerine,
anlayışla karşıladı
sustu,
gülümsedi hafifçe.,
dua eder gibi
büzüldü dudakları,
elleri kalktı
havaya.,
saçlarında, alnında,
gözlerinde
yanaklarında
mahpus ve mahsun
kırçiçekleri
sonra birden
çevirdi başını,
ürktü kaçıştı ebabiller.,
tuttu sımsıkı
öptü
aksıman mermer taşı..
Tatlı
kekik kokusu
doluverdi ciğerlerime,
azdan çiseler yağmur
ve
sıraya girer bulutlar..
Anlamıştı
gitmesi gerektiğini
artık.,
huzur isterdi çünki
son duraklarında
bütün
huzursuz ruhlar.,
baka kaldım
ardında
hiç konuşmadım,
erguvani akşamın
gölgeleri ufkunda
belli ki bu bir
elveda.,
tatlı
kekik kokusu
doluverdi ciğerlerime,
azdan çiseler yağmur
ve
sıraya girer bulutlar.,
sarıp sarmalarlar beni
üşümem bir daha
asla...
9 Ağustos 2008 Cumartesi
Anlara yazılanlar..
1
Konuşma,
sus ne olur.,
daha fazla
konuşma,
konuştukça sen terkediyorsun
buraları,
tanımadığım kadınlar çıkıveriyor
karşıma..
2
Durun
serçe kuşları.,
kanatlarınızı çırpmayın
gül dalında esmesin
nefesleriniz.,
akşamları
hele de
ayrılık zamanları.,
kapımın önünde bir kaçınız,
bir kaçınızla penceremde
yapayalnız
olmalıyız..
3
Emelim
firik ceviz dalında,
rastlantı değil
yabancılığım.,
bir kadının anlında
açansa.,
puslu karanlıkta
dudaklarım..
4
Hasretin bahanesi yoktur
tutar vurur yüreği
iki kaşın arasından,
ve bir tek yürektir
umarsız.,
kendi yarasına
tuz basamayan..
21 Temmuz 2008 Pazartesi
Göçüp gittiler..
Geç yüreğim geç
artık vakit geç,
çok vakitler buralardan
göçüp gittiler..
saksıda bir tutam
kestane toprak.,
uçsuz ovalar sanırdın
yatağın..
bir damla gözyaşı
usa düştünse,
ne de olsa bahar dı
durmaz sel bildiğin
ırmağın..
toy kıyardın
dört iklimi,
traşını olurdu
erkeksi gururun.,
şahbaz damatların
her sabahın
şenlik sabahın..
geç yüreğim geç
artık vakit geç,
çok vakitler buralardan
göçüp gittiler..
oysa ki
yuvayı
beklemez karayılan,
el atar perçemine
sim gözün..
ırısını tüketir
ahu,
damla damla
can eskitir akşamın..
bekler sanma
beklemezler,
firak yolculukların da
yolcuların.,
ne yazsan beyhude;
bir okumaklık ömrü
vardır çün
mektuplar da ki
aşkın..
geç yüreğim geç
artık vakit geç,
çok vakitler buralardan
göçüp gittiler..
19 Haziran 2008 Perşembe
Fesleğenler..
Böğürtlen duasıdır
çömlekçi kızın
gözleri,
ellerim de
saçlarının seramiği,
bir dua biter
başlamadan
ötekisi.,
akşamüstülerin
atlısıyla gelir
haberin;
Buz çağlarından
miras dı
sarsılarak titremeleri,
erimesi sıcağa
iki genç bedenin
iki körpenin.,
açsam der biri..
elvan olsam
göğün kuşağına,
der biri uzasam..
söğüt servi
omuzlarımdan dökse
hayat hikayemi.,
Ve okusa gözleri
kuşluk çiseltisin de
yalnız bir yüreğin,
akşamüstülerin
atlısıyla gelir
haberin;
dilimde belirir önce
kokuların
fesleğen
tadında olanı,
fesleğenler
yer değiştirir
gelen için..
27 Mayıs 2008 Salı
Ağıt..
Tırmaşık kuşusun
larvalarını bırakırsın
denizlerimin üstüne,
yakamozlarımdan
havalanır sonra
uçar geçer ateşböceklerin
kardeşimin gözlerin de..
Gelir oğul İshak
korucularıyla,
en iyi ürününü verirsin.,
konuşmacı terin
iniverir
bulutların külliyesin den,
sakinsin
kıyımının öncesin de..
İmgen kuramımdır; inanabilirsen.,
darağacımda
kollarını dolasan boynuma,
eşsiz yüzün
titrer
ayak uçlarım da
isyanım katlinedir..
Gün olmuştur
fukara soframıza
oturmuştur güneş,
dışımızdayken siyahlık,
gün olmuştur
buyur etmişimdir
soframıza
açlığı.,
dışımızdayken
soğuk seferleri
kalyonların.,
öksürtücü sayrılığımın
saçlarını,
kanımla bezelemişimdir
sayrılığının pençesin de..
Sancım ağır vuslata doğru
yürür,
ok yayını kurar
dönencesin de demir
gürzün,
dilimin ucun da
inleyişin nafile,
gençliğim
gül dalına asılı kalmıştır..
Deliyimdir
her insan gibi mi.?
delilik değilmiydin.?
oysa sen
kendimce..
10 Mayıs 2008 Cumartesi
Yürürler..
Yürürler;
keçi tabanı yanığı
yüzleri,
yürürler;
özgürlüğün mapushanesin de
dilleri,
saybak dağların da
kızan,
efe,zeybek
delikanlıları.,
Ve
delikanlıları;
yürür gibi
severler
aşklarını,
bitmedikçe yolları
ki
bitmez yollar,
yollar nasıl aşarsa
ırmakları,ovaları
yalım kayaları,
sıra sıra dağları,
denizleri,okyanusları
türkü kıldıkları
rüzgarlarında;
nasıl kokarsa
kardelenleri.,
sarıp sarmalar
aşırırlar
dünya mihnetinden
sevdalarını.,
Ve
kızları;
çıkık elmacık kemikleri,
karadut gözleri,
ya sabır
sabırdadır keramet
yürekleriyle
severler
adam gibi
adamlarını..
Yörüklerdi onlar;
şimdi yok
evvel vardılar.,
yürüdüler,
yürüdüler
günden aşağı
gecelerden yukarı..
31 Mart 2008 Pazartesi
Cebir, şiir ve raks..
Sıfıra eşitlenmem
varlığına kanıt sa
eksiliyorum.,
dimağımı kurutan
düşüncelerim
denkleminde hatasız
çözümleyemediğim
cebirimsin.,
bir artı
bir çarpısın,
köklerindeyim
virane
karelerinin .,
Böldüğünce artık
hepten dışındayım,
yürür rakamlarının
gölgesi
yöneltir mavzerini
göğsüme
mintanımı delik deşik
eder,
umudum da kalmaz
sevdadan yana
anlarım
doğdum doğalı
usumu kurcalayan
soyut düzlemimsin..
Düşüşüm kollarına hayal,
hayal meyal..
Hangi dili
kullanırsan kullan,
dilinden konuşabilmek,
cebir ruyadır
senin sesini
tınılamak.,
sesinin
güncesini süsleyen
üçgeninin..
Kahrolasın.,
ılgımım olsa da
günakşamların,
sen beni
hiç sorularına
katmıyorsun ki.,
günahlarını yüklenip
tebesümün de
akça tenin,
ıssız çemberine
gireyim..
Ölümce bedenim
raksetsin..
29 Mart 2008 Cumartesi
Sakla samanımı.. Ne ki.. Sevda..Mihnetini..
Bir kış daha
gelir elbet
yoksulluğa düşersin
yeniden.,
o vakit
yak beni..
Hovardalığı bırak
a canımın cananı.,
o vakit
yak beni
çıra gibi
Sakla samanımı,
getir zamanımı..

Ne ki
üzülme
dert değil,
pek çabuk
geçer zaman,
unutulur gidilir.,
dert değil;
ayrılıkta
gülmüş,
ölümde
ağlamış olman..

Sevda;
gök ile
toprak arasın da
iki yürek
fırtınasından
ibaret.,
Kah hürriyet,kah esaret...

Kavra tinimi
esrik et beni,
yarım
yankılanımı yüzünün;
sözlerin
kesik kesik
el altından
ulaştırılır.,
dudaklarımın çekindiği
söylemekten,
görmekten sakındığı
gözlerimin.;
Gir tinime
çal mihnetini..
28 Mart 2008 Cuma
Gidişin kalan soru..
Son sorumu
yanıtla
giderayak..
Biliyorum
acelen var.,
eşyalarını
toplayışın bile
yarımyamalak,
halının üstünde
tarağın,
yarılanmış rujun
komedinde.,
aynada ki
şehvetin
odada kasvetli
tedirgin
hava,
pencere de
henüz
doğmamış
şafak..
Olmasa
geceden kalan
dügah perdesinde
udi sarhoşluk,
bedenimde
rebab
okşayışlar.,
hiç sevişmemiş
sanacağım kendimi
seninle,
hiç keşfedilmemiş..
Son sorumu
yanıtla
giderayak..
Bu kadar zor mudur
bu kadar acı
yaşamı..,
seni
severken yaşamak ?
22 Mart 2008 Cumartesi
Fırtınaların da bile..
Dün gördüğüm de
sizi,
yorgun duruşunuz
gündelik olayların
sonu gibi.,
fesleğenler
kokuyordunuz...
Abartmayın beni,
yok bir zamanlar
çılgın,
bir zamanlar
çok
seviyormuşsunuz.,
zihninizde
kalmasın
kuşkularınız,
yalnızca
bir gökyüzüm
artık
masmavi,
fırtınaların da bile
sissiz bulutsuz..
Dilinizde
kalan
Şekip Ayhan şarkısı;
yeter ki gel bana
senede bir gün.,
nasıl farkedemiyorsunuz ?
Daha neler
neler...,
sizde
hep aynı
yağmurlar çiseler,
bizde ise
hala
deli gençlik
o eski avareler..
Neden ağlıyorsunuz ?
Ayrı ve aynı..
Gökyüzü;
turna sürüsüdür
uçar geçer üstümüzden
aynı..
Zaman;
kollarımızla kelepçeli
derimiz iz iz büzülür
aynı..
Gemilerimiz ayrıdır
yolculuklarımız
ayrı,
limanlarımız da.,
ökçeli ayakkabılarıyla
huzursuz,
çalkantılı
sularımızda,
siyah, kahve yada
sarı saçlı
kadınlarımız yürür
ayrı..
Gün ağar
gecelere ayaz
dindirilemez hasrettir
içimizde ki
ayrılık;
aynı....
18 Mart 2008 Salı
Ben uzakta kalan sen..
.............. gidiyorum günsüz gecelerde.,
.................
......................
konuş yek başına
geç köşesinden
kurum kılıklı sokağın,
bak eski film
afişlerine gülümse.,
ve
bir tuzlu badem
at ağzına
incitmeden
çiğne, usulca
yudumla biranı.,
tutsun
sol elin sağ
elini,
sımsıcak öp
dudaklarını
göreceksin yine ben..
gözlerini açınca ben,
kapatınca
ben.,
bileceksin
sen değilsin
kendin yine ben..
akşamı bekleme
koşmalısın şimdi,
ben
geldiğim gibi gitmem.,
ruhunu yakmalısın,
yüreğini asmalısın
şehrin agorasında,
şadırvanlar
ağlamalı
ağlayamayan yine
ben.,
terkettiğin aşkını;
kurşunların on üç
yarasında ara
göreceksin vurduğun
yine ben..
açınca gözlerini ben,
kapatınca
ben.,
sokul koynuna ısıt
bedenini
üşüyorum., çok
üşüyorum
ölüm yakın, uzakta
kalan sen...
gidiyorum günsüz gecelerde;
yolum sen
yolcun
ben...
4 Mart 2008 Salı
Yolculuk-6
Liman
maisini bıraktı,
yavaşca
koyu kuzguni
yemenisini bağlar
boynuna
çırpıntılı denizin.,
ufara çakıl misali
gözleri,
iri elleri
ile
kambur sırtlı balıkçı
kayboldu
motorlusundan yana.,
usulca
dubadan çıkardı
halatları,
lutufkar besmelesiyle
ağları astım
makaraya
o balığa çıktı..
Ve içeride üçüncü kişi
ve dışarıda dördüncü kişi,
üçüncünün usunda afilli
bir yürek sızısı;
maliyeci
Hikmet Salim in
ortanca kızı
Çerkez çevikliğinde
kaytan bıyıkların,
geç delikanlısı
gözü kara gecelerin,
ve somun ekmek
yumuşaklığında
okşayıp
sarıp sarmaladığı
kızı
Hikmet Salim in.,
Ali Dağlı ve
Sabire nin
''Diyarlar kül olmaz
ateşler yanmadan
deryalar durulmaz
dalgalanmadan''
cırlarıyla kutsadığı
esrik akşamın
hayli geç vakitlerinde
bırakılıvermişti
Rum doktor Dimitri nin
kollarına.,
kolları yanmıştı
Dimitri nin,
öyle bir afet-i devran
öyle bir alav
öyle bir
köz parçası..
Kafkas öşü
sert kayalıdır,
korkunç keskin ve
soğuktur
kınında durmayan
bıçağı,
ayazda sever sevdiğini
boran havada sever,
çimenlerinde kırağıların,
koyaklarında karlı
sarpların,
pınarların
karpuz çatlatan
sularında
ve
çığlıklarında
baykuşların..
İlkyazsız,nevruzsuz
yirmiüç yılı toplayarak,
kumral saçlarında
büyüdü afet-i devran
köz parçası.,
toplarıyla oynadı
taşlarla sekmece
daha çok,
arklarda
peşinden koştuğu
künar teknelerini,
bitmemiş memeleriyle
emzirdiği
çaput bebelerini,
çam kozalaklarını,
meşelerini
canıyla korudu
yad ellerden.,
büyüdü
farkına varılamadan,
şefkatin hissettirilmediği
hissedilen hiddetin
talanında..
Büyüdü
kimselerin üstlenmediği
ortada kalan
suçmuşcasına
sahipsiz,
hep sustukça konuştu
lal lebleri anladı,
lal leblerle anlattı.,
karanlıktan sa
müthiş korkardı..
Cenup yeliydi
çıplak sereserpe
bir günah;
sonrasında şafağın
kızıla meyil
tayfı,
büyüdü
günahları da ekleyerek
kumral saçlarına.,
ve hep
iki can,
uzun saman sarısı
iki hazan,
han buyruğu gibi
keskin acımasız,
dağda eşkiya gibi
kaçgın cesur
bakandı..
Ve dışarıda dördüncü kişi
ve içeride üçüncü kişinin
hatıratında,
söküp atamayacağı
geri dönülmez ferman
olandı..
Yüreğimde ki
afilli sızım,
ömrüm sonunda
acun ayrılığım,
yanındayım
silahsız,pusatsız
hatırlarım...
23 Şubat 2008 Cumartesi
Tansamalı
Benim sevdiğim
kadın;
günlerimin kararması,
gecelerimin ağızına
kilit vurulması,
şaşkınlığının
tutsaklığıdır
cılgalarda ki
girdabımın.,
yüreğimi kanatan
ekşi nar çiçeği
ellerimin,
kestane karası
gözlerimin
dikenleri kadar
bana yakın..
Uzun yolculuk hazırlıklarım,
dişlerimde ki
süt darının taze
izi.,
simsiyahlığı
avuçlarımda,
kor ateşinin sıcaklığı
kızıl toprağa
kapanmış
yakarışlarım.,
dağ yellerinde
semeni gelinciklerin
halayında
nikahımın kıyıldığı
kadındır;
benim sevdiğim
kadın..
Bitmedi hiç
masalı
yollarda,dağlarda
tarlalarda,
rüzgarlarda.,
sarsıman bulutlarıydı
gözyaşlarımın,
dinmedi hiç
sağanakları.,
Dölümün rahat
döşeği
apak karnı,
savası
dokuz aylarımın.,
kaf dağının ardında
höllük eleyen
nazlı gelındir
benim sevdiğim
kadın,
savrulan
ak saçlarında
tansamalının..
9 Şubat 2008 Cumartesi
İmzan..
Yazdıklarım;
dur duraksız
seninle konuştuklarım,
kimi ilişebilen
gözlerine,
kimi
sesini duyabildiklerin,
kimi ise
sinmiş, suspus
içim....
Ayırdına var artık
var olanın.,
anlayacaksın
sana
ne kadar muhtacım.,
ne kadar güçsüzüm
muhabbetinin
yokluğunda,
ne kadar acz
hissettiklerin
yürek de
saklanmadıkça.,
Ve ben sevdiğim
böyle yaşadım
yıllarca,
böyle imzanı attın sen
yaşamıma..
Ardıma bakamadım hiç..,
kaçtım hep
yakalanmaktan
kollarına.,
suçlu hissederdim
kendimi
binlerce cana
kıymışcasına.,
oysa eritip
küle döktüğüm
benim ömrümdü,
serdiğim
geçmişin
tozlu raflarına..
Ödüm kopardı
soracaksın diye
bir gün,
sendeki
adamın hesabını.,
ellerim titrer
ayaklarım dermansız.,
kiraz akşamlar
biter
yığılır kalırdım,
uykuları kaçırılmış
sabahlarıma..
Korktum mapusluğundan,
korktum idamına
yakalanmaktan,
göç ettim
bitevi
o şehirden ötekine,
hiçbirinde
üç günden fazla
duramadan.,
Eli silahlı jandarmalardı
soruların,
kadısı
mahkemenin
doğmamış çocuğum.,
etinin kızılllığı
kan bürümüş
göz bebeklerin
yüzünün teri..,
yavrumun sessiz
çığlığıydı;
yüreğimin tıkırtıları,
yüreğim attıkça
unutamadıklarım..
Ve ben sevdiğim
böyle yaşadım
yıllarca,
böyle imzanı attın sen
yaşamıma..
Bir başına..
Gecelerin
yalazında
trenlere binip,
yolculuklara çıkmak
gibi gelir bana
ölmek.
Ölme bir başına..
Beni
ardına koma,
çığlığında
soğuk taş istasyonların
kapkara
dumanların arasında..
Tüm içtenliğimle
dile getiriyorum,
ereğim açıktır
tinimin hüzzam ırrı.,
ikna olman değil
amacım
asla kalmana,
kalmak
istemiyorsan eğer
bu dünyada..
İkna olmanı istediğim
tek,
seni çok özlediğim,
yanımda olduğun
anlarsa da
geçmiş yıllara
soramadığım,
emanet bırakamadığım
gelecek yıllara..
Kemi barındırmadım,
hiç içimde.,
yalnızca
dalgalarla salınır
okyanuslar üstünde
aşkımın
rabıta tekneleri
dümensiz, pusulasız
hasret kıyılara..
Kızıla boyama
yakamozları,
eser
şimalin rüzgarı;
bakarsın yanağında
kurutur
göz yaşlarını..
mutlu olursun
belki,
belki
bir kez daha
sarılıp öpmek istersin
dudaklarımı..
Ne olursun;
koyup canını
sunaklara,
kırıp
kolumu kanadımı
Ölme bir başına...
27 Ocak 2008 Pazar
Sesin..
Turunç kokulu sokağın
sarı titrek lambalarına
kalırdı uykumuz.,
beşi çeyrek geçelere
otururduk kah
kah uzanırdık
yanyana yüzükoyun,
bir sen ağlardın
bana sırtın dönük.,
bir ben
yüzüne bakmaya
kıyamayıp;
gezinirdi loş odayı
ara ara hıçkırığın..
Sonra kalkar
birer cıgara yakardık,
mai dumanlar;
ılgımı
barçın mahnıların.,
çıplak dolaşmak
hoşuma giderdi benim,
seninse
kirpiklerin ardına
saklanır
sığın bakışların.,
tüm güzelliğinle
güzelliğinden
utanırdın..
Oysa ortalıkta dolaşan;
ahşap merdivenin
adımları,
ürkek gıcırtılarıydı
arça kapının.,
sesinin
argın yüzüydü
sevişmelerimiz,
saten yatağın
sayısız kıvrımlarında,
defalarca
kulaklarıma fısıldadığın..
22 Ocak 2008 Salı
Hançer-i Gül..
Uzak kıyılar günbatımları ağlar,
bir bir sayarsın gözyaşlarını.,
yüzünde buruk tebessüm
üşür ellerin,
üşür yıldızları
arığ gecelerin..
Şarkılar tınılar dudakların,
anlını okşar
asude seher yelleri.,
eririr gider
parıltılı bakışların,
yavaş yavaş yitirir
nazenin sihrini..
İçin daralır
ılgın dalı yüreğin,
yağmur yağar, toz basar
yapraklarını.,
perçeminde aksıman
hatıralar,
kuru hüzün
öşünün loş odaları..
Çıkar kınından
sedef kakmalı hançer-i gül;
ne hatrını soran
ne bir çalan olur kapını.,
beklersin hep
türlü düşler ve yalnızlık,
ne çoğaltır
nede tek başına kor insanı..
18 Ocak 2008 Cuma
Düşesin yollara..
Ceviz ağacının gölgesi
uyutur
uzanmayıver altına
biz de uyuduk,
çırılçıplak düşlere
ezberlettim
genç bedenimi,
yüzyıllık arklarından
buz sular içtik,
kahverengi üstüne
beyaz, ak donlu
atımla
kana kana,
doyasıya..
Ilık soluklarımızı
iliştirip
yansımızı
koyduk
bulanık göletlerine,
dağlarına ise
atmaca çığlıkları.,
anızlarda durur
terimiz.,
telli baba da
bağlıdır
işliğimizin yarısı,
yarısını yaralarımıza
sardık.,
alkanımız
karşılığı
ödünç aldık kızıl toprağın
serinliğini,
hem gittik dörtnala
hem ardımızda
iz bıraktık..
Ve dualar ettim yaradana,
peşim sıra
ölüm kar etmeden.,
düşesin
sen de yollara
bulasın beni..,
er vakitler
geçe kalmasın,
geçe kalmasın yarenime
yoldaşıma..
8 Ocak 2008 Salı
Serseri..Haspa..İnat..İki türlü..
Her telefon çalışında
korkarım elime almaktan
ahizeyi..
Çünkü bilirim,
yine sensin
ve kimbilir yine
neler söyleyeceksin..
Üçkağıtçı,namussuz,
yalancı,
mart kedisi
düzenbaz hergele..
..................
..................
..................
..................
.............lakin gözlerimin feri
arslanım.,
sevdiğim serseri..
Yoruyor artık
çok yoruyor beni,
çalıyor gözlerimden
gece uykularımı.,
şu zehir zıkkım
bel ağrısı;
ağrı deyipte
geçmeyin öyle
yaman marifetli
haspa..
Peşi sıra yatılmadan olmuyor ki..
Varıp gelsem diyorum
kaçıp gelebilsem şehrine.,
evli adamım
bir de çocuğum var
bırakmazlar biliyorum..
Ben de onlara inat.,
bırakıyorum yüreğimin
serçe kuşlarını
konup senin pencerelerine.,
aşkının cemresini
yaşayabilmek için..
Ömrümü değirmenin de
öğütme sevdiceğim.,
senin sevgin
bir türlü..
Oysa ben seni
iki türlü seviyorum.,
hep hatırla;
bir : senin gibi
iki : yokluğunca..
7 Ocak 2008 Pazartesi
Yolculuk-5
Astsubay İbrahim;
çingene esmeri teni,
midye kabuğu gözleri,
dar sokağın
esrik bakışı
ağlar masada.,
masada;
kesif anason kokusu,
damağında kızıl lezzet
Fatosu..
Fato
dayı kızı,
yeni yavuklu.,
koymadılar
İbrahim'e,
kıskançlık mı
faili meçhul
ertesinde nişanın.,
henüz ısınırken ortalık
daha çimenlerden
kalkmadan kırağı,
vurdular Fato'yu.
Astsubay İbrahim
şarjöründen boşalan
kurşunlar gibi
ağlar masada
masada
Kemani Kevser Hanım'ın
Nihavent Longası
Astsubay Mustafa.,
yörük güzeli
kışlanın yakışıklısı,
dul yatakların
gediklisi.,
tanır yakından
kadife
ahenkli sesi,
ünüforması kadar sevdiği
İbrahimi,
ve
sarılır boynuna
İbrahim'in
harmanına sarılan
iki nasırlı
kocaman uzun kemikli,
şefkatli
iki el gibi.
Yüreklerine kazıdılar;
ölümün kıyısında
kürek çekilip,
akıp geçen
çatışma günlerini..
İçeride
Mustafa,İbrahim
ve üçüncü kişi.,
dışarıda
ayışığı,
ayışığı altında
künar kokulu
patika.
Öfkeli rüzgarlara umarsız,
kayalara vuran
dalgaların bitiminde,
karşı kıyıya uzanan
alacakaranlığın
koruganları altında.,
karanfil kokan beyaz teni,
gül kurusu köhneliğiyle
bir kır kahvesinde;
yakınlığın iki sızısı
yakın iki yürek,
iki bakış ,
iki can ,
iki hazan.,
hangisi daha ürkek
yada hangisi daha cesur.,
cesaret ve ilelebet
sevmelidir insan
sevdiği zaman.,
sevmelidir aşkında
tüm zamanları..
Şimdi.,
üç arkadaş
sarılırlar birbirlerine sımsıkı,
kor olur
tenlerinin ateşi.,
yanan balkanlar üstünden
uçup geçen gökyüzüdür.,
bu mevsim de
adanın göçmen kuşları..
6 Ocak 2008 Pazar
Yolculuk-4
Anlatıldı.,
adalı köylüler
doğunca çocukları
şarap bırakırlar
el yüz yıkadıkları,
bereketine dualarını sundukları
toprağın karnına.
Ve doğurdukları karılarının
kömür gözlü,sırma saçlı,
kül yapılı sabunlarla
yundukları,
hasretle gözlerine bakıp
gözlerine şefkat bıraktıkları;
zamanı gelince kanatlanıp uçmanın,
yarıp karnını
kızıl kanını doyunca içmelidirler
toprağın.
Onlar da içerler
yine gebe korlar onu.
Toprak bir nesilden ötekine
sancısız,sakin
sessiz
doğurur
doğurur böylelikle fasılasız
ve fasılasız
adanın Rum köylülülerinden yana
barışık değildir
Türk köylülüler.
Konuşup kaynaşarak,
oturup bakışarak
sinsi kötü
bedbaht binyıllık kavga
sürer gider aralarında.
Ne o
ne de öbürü
yenen değildir
bu kavgada.,
her iki tarafta
müthiş mağluptur
aslında...
Ayışığı
jandarmanın süngüsünde parlıyor,
ayışığı.,
güvenli
sıcak.
Karakolda
mapushane nöbeti tutuyor
jandarma,
kendi mahpusluğunu beklemek
zordur insana.
Ayışığı.. Altında
künar kokulu,
kimsesiz
kozalak çıtırtıları dışında
sessiz patika,
patikanın sonunda
sarı sıcak samanlık.,
ürküntü ve ürpertilerle
maya katılmış süt tadında
terden sırılsıklam ıslanarak
bitiyor nöbet.
Rum kızı Meri
jandarma Kemal'in koynundan
çıkıp,
köylü Kemal'in
kasıklarında derin sızılar
bırakarak
dalıp gidiyor
karanlığa..
Ne o
ne de öbürü
yenen değildir
bu kavgada.,
her iki tarafta
müthiş mağluptur
aslında...
1 Ocak 2008 Salı
Eski Kalbimde Baharın...
Ben
çocukluğumu ansıdığım da
daha bir seviyorum seni.,
nedendir bilmem
o kırık kolum,
boynu büküklüğüm,
içime suskundum da..
Kimsede yoktu benim ezincim.,
kimsede benim olmadığım,
kimsede seni bulamadığım gibi..
Eşyalarıyla taşırdım aşkını.,
geride kalan
solmuş fotoğraflardı
sessiz hıçkırıklarım.
Gözlerimi gözlerin yerine bırakarak
görmeye çalışırdım
yaşlı karıncayı,
sokakta ki adamı,
sen gittiğin de hasıl olan
seni, senden sonrayı..
Unutamam.,
unutamadığım eski kalbimde ki
baharını..
