27 Ocak 2008 Pazar
Sesin..
Turunç kokulu sokağın
sarı titrek lambalarına
kalırdı uykumuz.,
beşi çeyrek geçelere
otururduk kah
kah uzanırdık
yanyana yüzükoyun,
bir sen ağlardın
bana sırtın dönük.,
bir ben
yüzüne bakmaya
kıyamayıp;
gezinirdi loş odayı
ara ara hıçkırığın..
Sonra kalkar
birer cıgara yakardık,
mai dumanlar;
ılgımı
barçın mahnıların.,
çıplak dolaşmak
hoşuma giderdi benim,
seninse
kirpiklerin ardına
saklanır
sığın bakışların.,
tüm güzelliğinle
güzelliğinden
utanırdın..
Oysa ortalıkta dolaşan;
ahşap merdivenin
adımları,
ürkek gıcırtılarıydı
arça kapının.,
sesinin
argın yüzüydü
sevişmelerimiz,
saten yatağın
sayısız kıvrımlarında,
defalarca
kulaklarıma fısıldadığın..
22 Ocak 2008 Salı
Hançer-i Gül..
Uzak kıyılar günbatımları ağlar,
bir bir sayarsın gözyaşlarını.,
yüzünde buruk tebessüm
üşür ellerin,
üşür yıldızları
arığ gecelerin..
Şarkılar tınılar dudakların,
anlını okşar
asude seher yelleri.,
eririr gider
parıltılı bakışların,
yavaş yavaş yitirir
nazenin sihrini..
İçin daralır
ılgın dalı yüreğin,
yağmur yağar, toz basar
yapraklarını.,
perçeminde aksıman
hatıralar,
kuru hüzün
öşünün loş odaları..
Çıkar kınından
sedef kakmalı hançer-i gül;
ne hatrını soran
ne bir çalan olur kapını.,
beklersin hep
türlü düşler ve yalnızlık,
ne çoğaltır
nede tek başına kor insanı..
18 Ocak 2008 Cuma
Düşesin yollara..
Ceviz ağacının gölgesi
uyutur
uzanmayıver altına
biz de uyuduk,
çırılçıplak düşlere
ezberlettim
genç bedenimi,
yüzyıllık arklarından
buz sular içtik,
kahverengi üstüne
beyaz, ak donlu
atımla
kana kana,
doyasıya..
Ilık soluklarımızı
iliştirip
yansımızı
koyduk
bulanık göletlerine,
dağlarına ise
atmaca çığlıkları.,
anızlarda durur
terimiz.,
telli baba da
bağlıdır
işliğimizin yarısı,
yarısını yaralarımıza
sardık.,
alkanımız
karşılığı
ödünç aldık kızıl toprağın
serinliğini,
hem gittik dörtnala
hem ardımızda
iz bıraktık..
Ve dualar ettim yaradana,
peşim sıra
ölüm kar etmeden.,
düşesin
sen de yollara
bulasın beni..,
er vakitler
geçe kalmasın,
geçe kalmasın yarenime
yoldaşıma..
8 Ocak 2008 Salı
Serseri..Haspa..İnat..İki türlü..
Her telefon çalışında
korkarım elime almaktan
ahizeyi..
Çünkü bilirim,
yine sensin
ve kimbilir yine
neler söyleyeceksin..
Üçkağıtçı,namussuz,
yalancı,
mart kedisi
düzenbaz hergele..
..................
..................
..................
..................
.............lakin gözlerimin feri
arslanım.,
sevdiğim serseri..
Yoruyor artık
çok yoruyor beni,
çalıyor gözlerimden
gece uykularımı.,
şu zehir zıkkım
bel ağrısı;
ağrı deyipte
geçmeyin öyle
yaman marifetli
haspa..
Peşi sıra yatılmadan olmuyor ki..
Varıp gelsem diyorum
kaçıp gelebilsem şehrine.,
evli adamım
bir de çocuğum var
bırakmazlar biliyorum..
Ben de onlara inat.,
bırakıyorum yüreğimin
serçe kuşlarını
konup senin pencerelerine.,
aşkının cemresini
yaşayabilmek için..
Ömrümü değirmenin de
öğütme sevdiceğim.,
senin sevgin
bir türlü..
Oysa ben seni
iki türlü seviyorum.,
hep hatırla;
bir : senin gibi
iki : yokluğunca..
7 Ocak 2008 Pazartesi
Yolculuk-5
Astsubay İbrahim;
çingene esmeri teni,
midye kabuğu gözleri,
dar sokağın
esrik bakışı
ağlar masada.,
masada;
kesif anason kokusu,
damağında kızıl lezzet
Fatosu..
Fato
dayı kızı,
yeni yavuklu.,
koymadılar
İbrahim'e,
kıskançlık mı
faili meçhul
ertesinde nişanın.,
henüz ısınırken ortalık
daha çimenlerden
kalkmadan kırağı,
vurdular Fato'yu.
Astsubay İbrahim
şarjöründen boşalan
kurşunlar gibi
ağlar masada
masada
Kemani Kevser Hanım'ın
Nihavent Longası
Astsubay Mustafa.,
yörük güzeli
kışlanın yakışıklısı,
dul yatakların
gediklisi.,
tanır yakından
kadife
ahenkli sesi,
ünüforması kadar sevdiği
İbrahimi,
ve
sarılır boynuna
İbrahim'in
harmanına sarılan
iki nasırlı
kocaman uzun kemikli,
şefkatli
iki el gibi.
Yüreklerine kazıdılar;
ölümün kıyısında
kürek çekilip,
akıp geçen
çatışma günlerini..
İçeride
Mustafa,İbrahim
ve üçüncü kişi.,
dışarıda
ayışığı,
ayışığı altında
künar kokulu
patika.
Öfkeli rüzgarlara umarsız,
kayalara vuran
dalgaların bitiminde,
karşı kıyıya uzanan
alacakaranlığın
koruganları altında.,
karanfil kokan beyaz teni,
gül kurusu köhneliğiyle
bir kır kahvesinde;
yakınlığın iki sızısı
yakın iki yürek,
iki bakış ,
iki can ,
iki hazan.,
hangisi daha ürkek
yada hangisi daha cesur.,
cesaret ve ilelebet
sevmelidir insan
sevdiği zaman.,
sevmelidir aşkında
tüm zamanları..
Şimdi.,
üç arkadaş
sarılırlar birbirlerine sımsıkı,
kor olur
tenlerinin ateşi.,
yanan balkanlar üstünden
uçup geçen gökyüzüdür.,
bu mevsim de
adanın göçmen kuşları..
6 Ocak 2008 Pazar
Yolculuk-4
Anlatıldı.,
adalı köylüler
doğunca çocukları
şarap bırakırlar
el yüz yıkadıkları,
bereketine dualarını sundukları
toprağın karnına.
Ve doğurdukları karılarının
kömür gözlü,sırma saçlı,
kül yapılı sabunlarla
yundukları,
hasretle gözlerine bakıp
gözlerine şefkat bıraktıkları;
zamanı gelince kanatlanıp uçmanın,
yarıp karnını
kızıl kanını doyunca içmelidirler
toprağın.
Onlar da içerler
yine gebe korlar onu.
Toprak bir nesilden ötekine
sancısız,sakin
sessiz
doğurur
doğurur böylelikle fasılasız
ve fasılasız
adanın Rum köylülülerinden yana
barışık değildir
Türk köylülüler.
Konuşup kaynaşarak,
oturup bakışarak
sinsi kötü
bedbaht binyıllık kavga
sürer gider aralarında.
Ne o
ne de öbürü
yenen değildir
bu kavgada.,
her iki tarafta
müthiş mağluptur
aslında...
Ayışığı
jandarmanın süngüsünde parlıyor,
ayışığı.,
güvenli
sıcak.
Karakolda
mapushane nöbeti tutuyor
jandarma,
kendi mahpusluğunu beklemek
zordur insana.
Ayışığı.. Altında
künar kokulu,
kimsesiz
kozalak çıtırtıları dışında
sessiz patika,
patikanın sonunda
sarı sıcak samanlık.,
ürküntü ve ürpertilerle
maya katılmış süt tadında
terden sırılsıklam ıslanarak
bitiyor nöbet.
Rum kızı Meri
jandarma Kemal'in koynundan
çıkıp,
köylü Kemal'in
kasıklarında derin sızılar
bırakarak
dalıp gidiyor
karanlığa..
Ne o
ne de öbürü
yenen değildir
bu kavgada.,
her iki tarafta
müthiş mağluptur
aslında...
1 Ocak 2008 Salı
Eski Kalbimde Baharın...
Ben
çocukluğumu ansıdığım da
daha bir seviyorum seni.,
nedendir bilmem
o kırık kolum,
boynu büküklüğüm,
içime suskundum da..
Kimsede yoktu benim ezincim.,
kimsede benim olmadığım,
kimsede seni bulamadığım gibi..
Eşyalarıyla taşırdım aşkını.,
geride kalan
solmuş fotoğraflardı
sessiz hıçkırıklarım.
Gözlerimi gözlerin yerine bırakarak
görmeye çalışırdım
yaşlı karıncayı,
sokakta ki adamı,
sen gittiğin de hasıl olan
seni, senden sonrayı..
Unutamam.,
unutamadığım eski kalbimde ki
baharını..
