21 Eylül 2007 Cuma

Sizi Aramıyorsam


Eminim neden ki demişsinizdir neden ki; buncasına talandan,yağmadan,yıkımdan savrulup gelen, zamanı kısa eden, vuslatı olur kılan ve bitmez yolları akşamların alasında biter yapan gözü kara ve bir o kadar da alp bu sevda ocağımızda yalımını tüketti tükettide şavksız koydu bizi ? Yarin haberi derler ya...Yürekte durmaz mı gayrı gonca gülleri, kırçiçekleri de kokmazlar mı acaba buram buram ? Ondan mıdır bu zifir karanlığı gecelerin ? Bir dolu testi su deyip kana kana içip tükettiğimiz lakin çöl susuzluğu gibi doymadığımız, uğruna dudaklarımızı çatlatıp kanattığımız yareleri...Yarin haberi derler ya...Uçan kuşlar, esen yeller ve kokuları ıtırların ondan bir kelamı da mı kestiler ?
Üzmeyin kendinizi; Sevi sevdaya eğrilmişse olduğu yerdedir, nerede yeşerdiyse tohum kökü oradadır da ondan.Ancak sevdalarda yalnız kalmak isterler; Yitip gitmemek için terketmek istemezler sulandıkları yüreciği, hele de yarin yüreğin de durmuyorsa sevgili eşi ve yarin göz pınarlarında bulamıyorsa özsuyunu, unufak olup anız misali yakılıp yıkılıp kül edildiyse eğer... Yalnız kalmak ister sevdalar .Bu onların ölmeye direnişleridir de aslında......

Sizi hep usumda hep yüreğim de tutuyorum, her doğum gününüzü kutluyorum sevdamla.. Yalnızız bir başımızayız.. Üzmeyin sakın kendinizi..Lakin sizi aramıyorsam izahı budur işte ..Sağlıcakla kalınız.....

Hangisi ?

İnsanlığın gelişiminde dil önemlidir.Dil ve onun uzantısı konuşabilme devir kapatıp evrimde yeni bir çığır açmış,insanlık iletişim kurabilme becerilerini geliştirerek yaşam alanlarını genişletmişler ve diğer türlere açık bir üstünlük sağlamışlardır.O zamanlar onlar çok mutluydu..

Irksal üstünlük bir kazanımsa da gelişimin asıl itici motoru yazının yaşam da yerini almasıdır.Yazıyı keşfeden insan birikimlerini kolektif bilince aktarabilme olanağına kavuşarak,ırksal üstünlükten kendi sosyolojik gelişimine ayak basmıştır.

Artık yalnızca doğanın üstün yaratığı değildir o..Evrenin yönetimine kuracağı uygarlığı ile talip olabileceği uzun bir yolculuğa çıkmıştır.Başı var,sonu bilinmeyen bir yoldur bu;sonuç belki de Yaratan’a ulaşmaktır.

Bu üst bakış değerlendirmeden sonra ayrıntıya uzanırsak, İnsan nasıl yaşamalı acaba?Konuşur gibi mi,yazar gibi mi?Konuşarak ilkel mi kalalım yazarak uygarlığa bir tutam tuz daha mı ekleyelim?Nasıl mutlu olalım ?

Şöyle bir düşünün;Anneniz ile konuşuyorsunuz,annenize yazıyorsunuz;Evladınız ile konuşuyorsunuz,evladınıza yazıyorsunuz;Sevdiğinizle konuşuyorsunuz,sevdiğinize yazıyorsunuz;Tanrı’nızla konuşuyorsunuz,Tanrı’ya yazıyorsunuz….Hangisin de daha çok enerji harcarsınız,hangisin de kurallarınız vardır,hangisin de daha özenlisinizdir,anlaşılabilmeyi umarsınız ?

Konuşmak,yazmak ve yaşamak…Nasıl yaşamalı ? Konuşur gibi mi yoksa yazar gibi mi? Neden bunca şiir,roman,öykü ,anı,derleme ve dipnotlar ? İlle de gazete,dergi mi gerek dünya işlerinde ? Bazıları genelden ayrı demek, hep yazı diyorlar, yazmakla geçiriyorlar zamanlarını..Öyle ki yazar gibi yaşıyorlar.Peki hangisi doğru ? Konuşur gibi yaşamak yetmiyor mu onlara ?

Sevgi konuşma da ‘’Seni seviyorumdur’’lakin yazma da ‘’Körfezde ki engin suya bir bak göreceksin ,senin en güzel aksindir’’Saygı konuşma da ‘’Sana saygı duyuyorumdur’’yazma da’’Cesaretin,sadakatin ve azmin ben de saygı uyandırıyordur’’İnanç konuşma da’’Tanrı’ya inanıyorumdur’’yazmada’’Evrenin yaratıcısı,her şeyin sahibi,yoktan var edendir’’

Şimdi soruyorum; Nasıl yaşamalı insan? Konuşur gibi mi,yazar gibi mi? Hangisi gibi....?

Not: M.Çalışkan'dan

Büyük İnsanlık

Bu mevsim unutmayacağınız bir şey olsun…Her sabah uyandığınızda ve her sabahın ilk adımında, derin soluklanın ama çok derin alın soluğunuzu, avurtlarınız şissin, burun delikleriniz kocamanlaşsın ve ciğerleriniz dopdolu olsun; sanki birer lastik top gibi.

Hani çocukluğumuzda mahalle aralarında tozun toprağın içinde peşinden koşarken, ağız dolusu gülmelerimizin, çığlıklarımızın, taştan kalelerimizin, kömürden çizgilerimizin arasında bize eşlik eden; mutlu yusufçuk misali oradan oraya koşup duran lastik toplarımız vardı ya onlar gibi dolsun ciğerleriniz..Unutun artık kaç yılların akıp geçtiğini ömrünüzden… Unutun kaç yılların eskitmeye çalıştığını sizi. Doya doya soluklanın, kılcal damarlarınız raks etsin ilkyazın havasıyla, kızıllaşsın iyiden iyiye kanınız ve tininizin eşiğinden bedeninizin en gizil yerlerine dek ördüğünüz tüm surlarınızı, kızgınlıklarınızı , dargınlıklarınızı, kıskançlıklarınızı katıp demir yapılarla diktiğiniz şatolarınızı yıkın yerle bir edin.


Unutmayacağınız bir şey olsun derin soluklanmak ilk adımlarınızda gününüzün ve orada bir ilkyazın kokusu bir de insan kokusu olsun büyük insanlığın… Doyabilir misiniz yavrunuzun kokusuna, onun kokusunu ve sevisini yan yana koyun… Doyabilir misinizin sevdanızın kokusuna, uğruna göz pınarlarınızı tükettiğinizi anımsayın. Koku sevinin ilk merhabasıdır unutmayın bunu; soluğunuzda; o muazzam halay havasında bir ilk yazın bir de insanın kokusu olsun büyük insanlığın.


Yerçekimine ilk direnişinizde belinizin ilk yükünü kaldırmaya çabalarken sımsıcak koynundan ayrılışınızın ilk saatlerinde ki acısını hüznünü mırıldanmaktadır aslında.. Ayırdındadır, bu yolun sonu ayrılıktır. Hangi ana yavrusundan koparken içlenmez paramparça olmaz ki..lakin yinede saklar görkemli hüznünü sizden.


Unutmadan bu kutsanmışlığı eğilin şöyle usuldan, her günlerinizde kaç kez kimbilir, kaçkereler basıp geçtiğiniz, ezdiğiniz haykırışlarına kulak asmadan, nemine kuruluğuna aldırmadan, çatlamışlığına susuzluktan bakamadan… Kir diye tozunu silktiğiniz, postallarınızdan paspaslara sıyırıp attığınız toprakla bir gözgöze gelin. Bakın göreceksiniz o hala size ilkmişsinizcesine bakmakta, hala gülmektedir onun gözbebekleri, türküler söylemektedir uzaktan uzağa aşina olduğunuz… Ana rahminde ki ilk ses gibi, bir katman su üstünden okşanır gibi. Ve alın avuçlarınıza onu okşayın şefkatle, koklayın. İşte şimdi birde toprağın kokusu olsun soluğunuzda


Bu mevsim unutmayın,her gün şavkıması başlarken ,her akşamlarınız tümüyle terk edip gittikten sonra sizi yani her sabah uyandığınız da ilk derin soluklanın ama çok derin ….Başınızı dayayarak usulca yaşımın koynuna dinlemeye başlayın öykülerini ; İlkyazın, toprağın … Büyük insanlığın…..

Not; M.Çalışkan'dan

.