Bu mevsim unutmayacağınız bir şey olsun…Her sabah uyandığınızda ve her sabahın ilk adımında, derin soluklanın ama çok derin alın soluğunuzu, avurtlarınız şissin, burun delikleriniz kocamanlaşsın ve ciğerleriniz dopdolu olsun; sanki birer lastik top gibi.
Hani çocukluğumuzda mahalle aralarında tozun toprağın içinde peşinden koşarken, ağız dolusu gülmelerimizin, çığlıklarımızın, taştan kalelerimizin, kömürden çizgilerimizin arasında bize eşlik eden; mutlu yusufçuk misali oradan oraya koşup duran lastik toplarımız vardı ya onlar gibi dolsun ciğerleriniz..Unutun artık kaç yılların akıp geçtiğini ömrünüzden… Unutun kaç yılların eskitmeye çalıştığını sizi. Doya doya soluklanın, kılcal damarlarınız raks etsin ilkyazın havasıyla, kızıllaşsın iyiden iyiye kanınız ve tininizin eşiğinden bedeninizin en gizil yerlerine dek ördüğünüz tüm surlarınızı, kızgınlıklarınızı , dargınlıklarınızı, kıskançlıklarınızı katıp demir yapılarla diktiğiniz şatolarınızı yıkın yerle bir edin.
Unutmayacağınız bir şey olsun derin soluklanmak ilk adımlarınızda gününüzün ve orada bir ilkyazın kokusu bir de insan kokusu olsun büyük insanlığın… Doyabilir misiniz yavrunuzun kokusuna, onun kokusunu ve sevisini yan yana koyun… Doyabilir misinizin sevdanızın kokusuna, uğruna göz pınarlarınızı tükettiğinizi anımsayın. Koku sevinin ilk merhabasıdır unutmayın bunu; soluğunuzda; o muazzam halay havasında bir ilk yazın bir de insanın kokusu olsun büyük insanlığın.
Yerçekimine ilk direnişinizde belinizin ilk yükünü kaldırmaya çabalarken sımsıcak koynundan ayrılışınızın ilk saatlerinde ki acısını hüznünü mırıldanmaktadır aslında.. Ayırdındadır, bu yolun sonu ayrılıktır. Hangi ana yavrusundan koparken içlenmez paramparça olmaz ki..lakin yinede saklar görkemli hüznünü sizden.
Unutmadan bu kutsanmışlığı eğilin şöyle usuldan, her günlerinizde kaç kez kimbilir, kaçkereler basıp geçtiğiniz, ezdiğiniz haykırışlarına kulak asmadan, nemine kuruluğuna aldırmadan, çatlamışlığına susuzluktan bakamadan… Kir diye tozunu silktiğiniz, postallarınızdan paspaslara sıyırıp attığınız toprakla bir gözgöze gelin. Bakın göreceksiniz o hala size ilkmişsinizcesine bakmakta, hala gülmektedir onun gözbebekleri, türküler söylemektedir uzaktan uzağa aşina olduğunuz… Ana rahminde ki ilk ses gibi, bir katman su üstünden okşanır gibi. Ve alın avuçlarınıza onu okşayın şefkatle, koklayın. İşte şimdi birde toprağın kokusu olsun soluğunuzda
Bu mevsim unutmayın,her gün şavkıması başlarken ,her akşamlarınız tümüyle terk edip gittikten sonra sizi yani her sabah uyandığınız da ilk derin soluklanın ama çok derin ….Başınızı dayayarak usulca yaşımın koynuna dinlemeye başlayın öykülerini ; İlkyazın, toprağın … Büyük insanlığın…..
Not; M.Çalışkan'dan
.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder